Gerçekten sıcak bir ortamdı. Temmuz ayında rezervasyon yapmadan gittiğimiz bir oteldi ama iyi ki de gitmişiz. Ayder Yaylası’na ilk sabah saatlerinde vardığımızda rezervasyonsuz geldiğimizi söyleyince insanlar bir garip gözle baktılar. Biz de durumun vahametini anlayınca zaman kaybetmeden ilk etapta otel bulma kararını verdik. Birkaç otelle görüştükten sonra Villa de Pelit’i aradık. İlk etapta müsaitlikleri olmadıklarını söylediler. Yaylanın tam ortasındaydık ve Villa de Pelit bize bakıyordu. Açıkçası dışarıdan çok güzel görünüyordu ama oda olmaması inanın bizi üzdü. Resepsiyondaki arkadaşa mağduriyetimizi izah edince, bizimle ilgileneceklerini belirttiler ve otele davet ettiler. Otelde bize o enfes Rize çayı ikram ederken kendileri civar otellerle iletişime geçip bizim için bir otel buldular. İlk gece bu otelde kaldık ama Villa de Pelit'in cazibesi resmen üzerimize oturdu. Diğer otelde birkaç problemle de karşılaşınca gece eşim tekrar oteli aradı. Ertesi gün Villa dePelit'te şömineli bir oda iptal olunca 4 gün boyunca bu otelde konaklama fırsatı bulduk. Personel ilk günden beri rezervasyonumuz olmamasına rağmen bizimle çok ilgilendi. Açıkçası İstanbul gibi bir metropolden sonra bu denli ilgi bizi şımartmadı değil. Fakat gözlemlerim, bu ilgi otel müşterisi olan, olmayan herkes için geçerli. Harika bir tatil geçirdik, otelin konumu, manzarası, şömineli odaların büyüsü, (temmuz ayında odada şömineniz yanıyor) düşünebiliyormuşsunuz. Harika bir tatildi. Herkese teşekkürler...